Mutlu Bebeğin Anahtarı

Ben bebeklerimi büyütürken, tek motivasyonum onların mutluluğuydu. Bunun için sadece kendi duygularıma önem verdim, sadece içimden gelen sesi dinledim. Ada doğduğunda, o kadar acemiydim ve o kadar habersizdim ki “ebeveynlik” denen kavramdan, kocaman bir ormanda kaybolmuş gibiydim, ben de yapabileceğim tek şeyi yaptım ve “yüreğimin götürdüğü yere gittim”. Bu uğurda zaman zaman annemi ve kayınvalidemi çileden çıkarttığım da oldu hatta. Kimseyi dinlemedim çünkü. Kalbim bana ne diyorsa, onu yaptım. Sonra Ada büyürken, ben okurken, öğrenirken, izlerken, dinlerken, yüreğimin söylediklerinin ne kadar doğru şeyler olduğunu fark ettim.

Hastane seçerken, -o dönemlerde bebeğin annenin yanında kalmasına izin veren hastane yok gibiydi- ille bebeğim yanımda kalmalı diye direttim mesela. Çok sonra bunun anne-bebek bağlanması için ne kadar önemli olduğunu, bebeğin dünyaya geldikten sonraki ilk 24 saat içinde anneyle bol bol temas etmesi gerektiğini öğrendim. Daha önce bilseydim, daha fazla ten teması için daha hazırlıklı olurdum. Yine de, bebeklerimi “kucağa alışırlar” mitine inanmayıp, ilk üç ay kucağımdan indirmediğim için çok mutluyum. Çünkü bence kucak isteyen bebek, buna ihtiyacı olduğu için istiyordu, alıştığı için değil.

İlk bebeklik döneminde, bebeğin anneyle temasının bebeğin duygusal ihtiyacı olduğunu, doyuruldukça daha güvenli ve mutlu şekilde anneden ayrılacağını düşündüm hep. Kim ne derse desin, onları kucağımdan indirmedim ve çok sonra Türkçe’ye çevirilen “Mahallenin en mutlu bebeği” kitabında Harvey Karp’ın şu sözlerini okudum; Duyuları yeni deneyimlerin bombardımanı altında olan bebeğiniz, bir ışık, renk ve doku karmaşasının saldırısına maruz kalmaktadır. İç dünyasında ise gaz, açlık ve susama gibi yeni ve güçlü duygu dalgalarıyla boğuşmaya başlamıştır. Aynı zamanda odasının sessizliği son dokuz aydır rahatlama aracı ve yoldaşı olan ritimlerden bebeğinizi mahrum bırakır. Rahminizin içindeki seslerden sonra, sessizliğin onun için nasıl şaşırtıcı olduğunu düşünün. Bir çok bebek bu değişikliklerle sorunsuz başa çıkabilir. Ancak bazıları da bunu yapamaz. Onların günün büyük bir kısmında kucaklanmaya, sallanmaya ve emzirilmeye ihtiyaçları vardır.”

Dokunmayı herkes sever. Sarılmayı, sevdiği insanın kokusunu duymayı herkes sever. Bebekler neden sevmesin ki? Üstelik dünyaya daha yeni gelmişken ve bu kadar korkuyorken!

İlk dört aydan sonra sürekli kucakta tutmak hem zor hem de bebeğin gelişimi için biraz sekteye uğratıcı bir şey-ki bebek dönmeyi, yuvarlanmayı, emeklemeyi anneden uzaktayken öğrenebiliyor. Bu dönemde de dokunmanın en güzel ve en güven verici hali, bebek masajı bence.

Bir bebek masajı uzmanı olan  Ceyhan Witzel bebek masajıyla ilgili şunları yazmış;
“Bebek masajı ebeveyn ile bebek arasındaki bağlanma sürecini desteklerken aynı zamanda bebeğine masaj yapan anne ve babanın bebeğinin sinyallerini öğrenmesi ve anlaması için çok güzel bir fırsat sunuyor. Masaj sırasında anne ve bebek fiziksel ve duygusal olarak kesintisiz iletişim halindeler. Ten tene ve göz göze temasta bulunmak, stres hormonları olan Cortisol ve Noraadrenalin hormonlarının seviyesinin düşmesine, Dopamin değerinin yükselmesine yardımcı oluyor ve hormonal değerleri düzenliyor. Rahatlamak için mutluluk ve sevinç hormonu olarak da tanımlanan Oksitosin ve Serotonin hormonlarına ihtiyacımız var. Her iki hormon da masaj sırasında salgılanıyor; böylece hiperaktivite azalıyor, kasların gevşemesi ve gerginliklerin giderilmesi sonucu bebeğin fiziksel aktivitesi de artıyor. Özellikle karın masajı sayesinde sindirim sistemi ve bağışıklık sistemi güçleniyor, kan dolaşımı hızlanıyor. Gaz ve kolik sancılarının, kabız ve hazım sorunlarının, mide ağrıları, karın krampları ve gelişim sancılarının, kaslarda meydana gelen gerginliklerin, bebeklerin diş çıkarma sırasında yaşadıkları sancıların azalmasında da bebek masajı çok etkili. Her gün belli bir saatte 5-10 dakika yapılan masaj ile ciltte meydana gelen gerginlikler azaltılabilir, cilt daha da yumuşar ve böylece cildin kuruması önlenir. Bebek masajı, lenf bezleri ve sinir sistemi gelişimini, bebeğin duygusal gelişimini de olumlu yönde etkiliyor, uyku alışkanlıklarının düzene girmesini sağlayabiliyor, bebeğin kendi kendini regüle etmesine yardımcı oluyor. Ayrıca yapılan araştırmalara göre, anne sütünün artmasını sağlayabildiği gibi, doğum sonrası depresyonları azaltabiliyor, aile içi şiddeti önleyebiliyor ve ebeveynlerin sosyalleşmesini destekliyor.”

Harvey Karp masaj için “dokunuşun mucizesi” diyor ve Frederick Leboyer de “Masaj, tek bir nefesi, iki kişinin paylaşmasını sağlayan sevgidir.”

H.Karp’a göre, masaj kolik için tedavi edici bir sakinleştiricidir. Annenin teni bebek için hipnotize edicidir ve yine yaptığı bir alıntıya göre ise; Sarılmak beyni geliştirir! ” McGill Üniversitesi’nde kısa süre önce yapılan bir araştırmada, fazladan sarılmanın hayvanları daha zeki hale getirip getirmediği araştırılıyordu. Araştırmacılar iki grup yavru fare üzerinde çalışmalar yaptı. İlk grubun yavrularını sürekli yalayan ve okşayan sevgi dolu anneleri vardı. ikinci grup annelerinden çok az sevgi ve şefkat gördü. Fareler labirentler ve bulmacalar konusunda eğitilecek kadar büyüdüklerinde bilim insanları, daha çok dokunulan hayvanların çok daha zeki olduklarını fark etti. Bu yavrular beynin öğrenme konusunda çok önemli olan bölümünde çok sayıda bağlantı geliştirmişti. “

1986 yılında Tiffany Field tarafından yapılan araştırmanın sonuçları da oldukça enteresan;
Masaj yapılan bebeklerin gelişimi yapılmayan bebeklerden daha hızlı, kilo alımları daha iyi oluyor.  Yenidoğan ünitesinde, erken doğan bebekler üzerinde yapılan bu araştırmada, masaj yapılan bebeklerin diğerlerine göre %47 daha fazla kilo aldıkları görülmüş. Dr. Field in başka çalışmalarında da günde 15 dakika masaj yapılan bebeklerin daha az ağladıkları, etraflarına karşı daha farkındalıklı oldukları ve sosyal uyumluluk sağladıkları sonuçları alınmış. (Akademik makaleler için tıklayın)

Mutlu bebekler, mutlu çocuklar olurlar. Bebeklerin mutluluğu için de talep ettiklerinin, talep ettikleri kadar ve talep ettikleri sürece verilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Bebekler kucağa alışmaz, kucağa ihtiyaç duydukları için kucak isterler. Anne bebeğe ne kadar çok dokunursa, bebek o kadar özgüvenli ve mutlu olur, o kadar kolay anneden ayrılır.  Kucaklama, sarılma, dokunma, anne sütü kadar önemlidir ve mutlaka bebek talep ettiği sürece anne tarafından bu ihtiyacı karşılanmalıdır.

http://birannedogdu.blogspot.com.tr/

Bir Cevap Yazın